PARDUS 2008'E HOŞ GELDİNİZ.www.pardus.org.tr PARDUS SİZLERİ BEKLİYOR

ORKUNSANCAK - Blogcu


ORKUNSANCAK

• 26/3/2008 - BEYDAĞININ ÖNÜ DE ARKASI DA MİŞMİŞİSTAN

 107, 108

                                                                                                                                    

                                                                                                     Bayram Murat ASMA

 

Eski coğrafyacıların Küçük Asya dedikleri Anadolu, coğrafik konumu nedeniyle birçok medeniyete sahne olmuş ve uygun ekolojisinde yüzlerce bitki türü yetiştirilmiştir. Tarihte Anadolu’ya sahip olmak için yüzlerce savaş yapılmış ve milyonlarca insan bu topraklar uğruna can vermiştir.

 

Doğu Anadolu Bölgesinin Fırat Havzası’nda yer alan Malatya’nın ilk bakışta diğer Anadolu şehirlerinden pek fazla bir farkı bulunmamaktadır. Ancak halkının “mişmiş” dediği kayısı ağacı, en iyi bu topraklarda yetişmekte, kurutulan meyveleri dünyanın birçok yerine ihraç edilmektedir. Malatya, sahip olduğu nefis kayısı çeşitleriyle, geçmişte kazandığı ününü bugün de devam ettirmektedir.

 

Burada yazılanlar,   Anadolu’nun uzak bir köşesinde, kendine özgü kimliği olan bir taşra şehrinin hikayesidir. Ya da biraz Mişmiş’in, biraz da Mişmişistan’ın hikayesi. 

 

Malatya şehrinin güneyinde yer alan Beydağı, mağrur bir hükümdar edasıyla Malatya Ovası’nı seyrediyor.  Etrafındaki milyonlarca mişmiş ağacı ise komutanını bekleyen sadık askerler misali. Beydağı’nın etrafı tıpkı geçmişte olduğu gibi bugünde mişmiş ağaçlarıyla kaplı. Dün ne ise  bugün de o. Değişen sadece fani olanlar, yani biz insanlar.

 

Mişmişistanlılar gündelik yaşamında bir çok şeyi mişmişe odaklamışlardır.  giysinin rengi-mişmiş sarı”, “mevsimin adı-mişmiş zamanı” ve “ekonominin gücü-mişmiş parası” gibi birçok kavramı mişmiş ile ölçmüşler. Gelecekle ilgili umutların ve korkuların adı hep mişmiş olmuş. Bazen ağlatmış, bazen güldürmüş. Ancak Beydağı’nın önü de arkası da hep Mişmişistan olarak kalmış, hiç değişmemiş. 

 

Anadolu’da mişmişin ne zamandan beri var olduğu bugün tam olarak bilinmemektedir. Ancak Anadolu’da büyük bir imparatorluk kuran Hititlilerin başkenti Boğazköy’de bulunan tabletlerde, kayısının günümüzden yaklaşık 3.500 yıl öncesinde Anadolu’da yetiştirildiğini ve “Tiuapatara” adında bir Hititlinin bahçesinde ise kırk iki kayısı ağacının bulunduğunu öğreniyoruz. 109

 

1655 yılının ilkbaharında Malatya’ya gelen Evliya Çelebi, ünlü Seyahatname’sinde yedi kayısı çeşidinin ismini sıralamış ve o bilinen üslubu ile Malatya Kayısıları’na iltifatlar yağdırmıştır. Evliya Çelebiden sonra Anadolu’yu gezen Katip Çelebi “Cihannümâ”, Charles Texier “Küçük Asya III”, Poujoulat “Voyage A Constantinopole Dans L’Asıe Mineure I” ve  Cuinet “Turquıe D’Asıe” gibi gezginlerin eserlerinde kayısı ile ilgili maalesef çok az bilgi bulunmaktadır. Ancak 1617-1673 yılları arasında yaşamış olan Malatyalı Niyazi Mısri, bir şiirinde “Bârekellâh gülistan-ı bülbülandır Asbuzu / Cenneti tezkir eder âli-mekândır Asbuzu” dediği Asbuzu’yu “Cennete benzeyen çok güzel bir doğa parçası” şeklinde tarif etmiştir. Niyazi Mısri’nin şiirinde övgüyle bahsettiği Asbuzu bahçeleri,  elbette kayısı ağaçlarıyla bir başka güzeldir. 

 

1838 yılında Osmanlı Ordusu’na çağdaş askerlik sanatını öğretmek için Anadolu’ya gelen Moltke, hatırlarında Malatya’dan detaylı bir şekilde bahsetmesine karşılık, her nedense kayısıya çok az yer vermiştir.

 

Zaman hiç durmaz. Günler ayları, aylar yılları kovalar. 1900’lü yıllara gelindiğinde, kayısıda artık fark edilir bir değişim başlamıştır. Anadolu’da binlerce yıl hiç bir işlem yapılmadan güneşte kurutulan kayısı, kükürt ile tanışır. Kurutma sonrası altın sarısı rengini muhafaza etmesi ve  depoda uzun süre saklanabilmesi nedeniyle, kayısıda kükürtleme işlemi kısa sürede yaygınlaşır.

 

Malatya’da kayısıyı ilk kükürtleyen ve etrafındakilere öğreten  kişi hakkında farklı görüşler vardır. Bu konudaki mevcut bilgiler, yazılı kaynaklar ve sözlü anlatımlar şeklinde iki guruba ayrılabilir. Yazılı kaynakların ilki, Prof. Dr. Lütfi Ülkümen’nin 1938 yılında yayınlanan kitabıdır. Ülkümen kitabında “kayısıyı ilk kükürtleyen kişinin Malatya’nın yerli tüccarlarından  Hacı Sadi Oğlu Mahmut Nedim olduğu ve 1923’de yaş kayısıları kükürtledikten sonra kuuttuğu ve etrafındaki kişilere bu işlemi öğrettiğini” yazmıştır. 110

 

İkinci kaynak araştırmacı-yazar Ahmet Şentürk’e aittir. Şentürk “Malatya’da İlk İslim Damı” başlıklı makalesinde “Malatya dışına çıkarak başka ülkelere gidip dönenler, bu arada İran’a uğrayanlar kayısının özel bir işleme tabi tutulduğunu biliyorlardı. Şehrin tanınmış isimlerinden Hacıabdioğlu Hasan Bey ile Sarıoğlu İsmail Ağa gibi, büyük kayısı bahçesine sahip kişiler devreye girerek, İran’dan islim denilen kayısı işlemesini yapacak iki Azeri Türk’ünü Malatya’ya getirdiler. Tuz Hanında yatıp kalkan bu kişilere halk Acem diyordu. Bu kişiler Malatya’daki islimcilikte öncü oldular. Malatya’da kükürtleme işlemi yaklaşık olarak 1904’den beri devam etmektedir” şeklinde ifade etmiştir. 1961-1964 yılları arasında Malatya’da kükürtleme konusunda araştırmalar yapan Prof. Dr. Kemal Gökçe kitabında “Malatya’da ilk kükürtlemenin 1923 yılında yapıldığını” yazmıştır. Malatya Kayısıcılığı konusunda uzun yıllar araştırma yapan Ziraat Yüksek Mühendisi Ruhi Kadıoğlu bir mektubunda “kükürtleme konusunda bize anlatılanlar; 1927’de Suriye’den Malatya’ya gelen bir Ermeni’nin bir iki yıl hiç kimseye göstermeden kayısıda kükürtleme yaptığı, bilahare Malatyalı üreticilere öğrettiği şeklindedir” diye yazmıştır.    

 

Kükürtleme konusunda yazılı olmayan kaynaklar ise Malatya eşrafından yaşlı insanların etrafındaki kişilere anlattıklarıdır. Bunlardan birisi Yakıncızade Mehmet Emin Efendinin yeğeni Bedri Yakıncı’ya  anlattıklarıdır. Yapılan bir röportajda Yakıncı, yıllar öncesinde aile büyüğünden duyduklarını “Malatya’da ilk islim, seferberlikten önce, tahmini olarak 1900’lü yıllarda başlamıştır. İlk kükürtlemeyi Şam ve Beyrut’tan Malatya’ya gelen Ermeni  asıllı Osmanlı vatandaşları yapmışlar ve çevresindekilere öğretmişlerdir”şeklinde özetlemiştir. 

 

Bir söyleşide, Hanifi Hakverdi’nin kükürt konusunda anlattıkları diğerleriyle benzerlik göstermekle birlikte bazı ilginç unsurlar içermektedir. Bir süre Malatya Ticaret Borsası Sekreterliğini yapan Hakverdi “Seferberlik yıllarından hemen önce Suriye’den gelen Ermeni asıllı tüccarlar, birkaç yıl yaş kayısıları kükürtledikten sonra, kurutup beraberinde götürmüşlerdir. Ermeni tüccarlar, kükürt ocağını yakmadan önce, kükürt kabının üzerine mavi bir toz dökerlermiş. Ermeni tüccarlar, savaştan sonra gelmeyince, Malatyalı üreticiler kükürtlemeyi kendileri yapmak ister, ancak mavi tozun olmaması nedeniyle kükürtlemenin başarılı olamayacağını düşünerek bu işi biraz ertelerler. Ancak  daha sonra toz kükürt eritilip yakılır ve Malatyalı üreticiler kükürtleme işlemini kısa sürede öğrenirler” şeklinde ifade etmiştir.

 

Kükürtleme ile birlikte hem kayısının depolanması hem de albenisi artar. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte ülkemizi bir ağ gibi saran demiryolunun Malatya’ya gelmesi, kayısının yurt içinde tanınmasını sağlar. Esasında Cumhuriyetin ilk yıllarında Malatya Kayısıcılığı’na ait bilgiler maalesef çok sınırlıdır. Malatya’nın meyvecilik potansiyeli şark gezisi sırasında Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. W. Gleisberg’in dikkatini çeker. Gleisberg, önce Almanya’da ihtisasını tamamlayarak yurda dönen Lütfi Ülkümen’i Malatya’ya gönderir, sonra Malatya’da  topladığı bilgileri “Malatya Meyveciliği Üzerine Rapor” isimli kitapta toplar ve bu kitap 1936 yılında Berlin’de yayınlanır. Prof. Dr. Lütfi Ülkümen’in 1933 ve 1936 yıllarında Malatya’nın Tecde kasabasında meyvecilik üzerine yaptığı araştırmalar ise kitap haline getirilir ve 1938 yılında yayınlanır. Ülkümen Hocanın kitabından öğrendiğimize göre, 1930’lu yıllarda Malatya’nın kayısı çeşitleri Hacıhaliloğlu, Hasanbey, Çataloğlu, Hacıkız, Kurukabuk (Gavuraşısı), Koyunoğlu, Osmanonbaşı, Sarılök ve Turfanda’dır. Bu çeşitler daha ziyade Aşağı Banazı, Kuyuönü, Adafı, Çarmuzu, Babuğdu, Başharık, Kernek, Orduzu,  Eskimalatya, İzollu ve Akçadağ’da yoğunluk kazanan kayısı bahçelerinde yetiştirilmektedir.

 

1937 yılında Türk-Alman işbirliği ile şimdiki Meyvecilik Araştırma Enstitüsü’nün yerinde “Kayısı Üretme İstasyonu” kurulur. Bu istasyona Fransa’da ihtisasını yaparak yurda dönen Ziraat Yüksek Mühendisi İsmet Elgin müdür, Ziraat Yüksek Mühendisleri Ali Zahit Günöven ve Osman Kayır mühendis olarak tayin edilirler. İsmet Elgin Fransa’da meyvecilik konusunda öğrendiği teknikleri Malatya’da uygulamaya başlar. İsmet Elgin kayısı, Zahit Günöven ve Osman Kayır ise kızılcık, üzüm ve diğer meyve türlerinde ıslah çalışmaları ile ucuz ve kaliteli fidan üretimi yaparak Malatya meyveciliğinde önemli görev üstlenirler.

 

Bu arada Türk-Alman işbirliği ile kurulan Kayısı Üretme İstasyonu’na ara sıra Alman mühendisler gelip gitmekte, Malatya’da meyvecilik üzerinde yapılan çalışmalarda görev almaktadırlar. Bu yılları bir ortaokul öğrencisi olarak gayet iyi hatırlayan Tecde eşrafından Hacı Ali Abacı’nın Kayısı İstasyonu ile ilgili birçok anısı bulunmaktadır. Hacı Ali Abacı ile yapılan bir söyleşide “Alman mühendis Kehler, çok çalışkan bir kişiydi. Yerli iki amelenin işini görürdü. Kehler İstasyonda çavuş olarak çalışan Alişah ile çok takışırlardı. Alman Harbi (II.Dünya Savaşı) henüz yeni başlamıştı. Bir güz sabahı, Tecde’den yaya olarak Malatya’daki okula giderken tam Kuyuönü mezarlığının başında Kayısı İstasyonu’nun faytonu gelip yanımda durdu. Okula gittiğimi anlayınca beni de faytona aldılar. Faytonda Alman mühendis Kehler ile İstasyondaki işçilerin  çavuşu Hacıbekir vardı. Askere çağrılan Kehler Almanya’ya dönmek için Malatya  Garına  gidiyordu. Kehler  bana  dönerek,  yarım  yamalak Türkçe’siyle -ben gidecek memlekete, Fransızlara bom bom edecek dedi” şeklinde anlatmıştır.

 

1930’lu yıllarda, Malatya’da kayısı üretimiyle uğraşıp islim yapanlar; Hacıabdioğlu Hasan Bey, Sarıoğlu İsmail Ağa, Yüklüoğlu Seyit Ağa, Arnavutların Ahmet, Hacının Osman Ağa (Asma),  Hamamcıların Tevfik Bey, Poyrazların Mehmet Ağa, Zapcıoğulları, Arapoğulları, Hacıarifler (Aksoğanoğlu), Hacıhaliloğlu Kasım Ağa (Bulun) ve Sülükoğlu Mahmut Ağadır. Malatya’nın varlıklı aileleri bahçelerinde bulunan kayısıları genellikle kendileri islimleyip kurutur. Güz mevsimi gelince, kuru kayısı ticaretiyle uğraşan tüccarlar,  satın alacağı kayısıya bakmak için üreticinin evine misafir olur, ocakta pişirilen kahveler içilirken fiyat konusunda pazarlıklar yapılır.

 

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Şire Pazarı, şimdiki Malatya Belediye binası ile Soykan Parkı arasında bulunmaktadır. Bir süre sonra Şire Pazarı, şimdiki Mısır Çarşısı’nın yerine taşınır. Malatya’nın o yıllardaki kuru kayısı üretimi oldukça düşüktür. Yıllık bir-iki bin ton arasında olan kuru kayısı üretimi büyük çoğunlukla yurtiçinde tüketilir. Henüz kuru kayısı ihracatı yapılmamaktadır.111  Kuru kayısının büyük bölümü tahta sandıklar içerisinde İstanbul’a gönderilir. Bir miktar kayısı ise Malatya Garı’nda yolcu indirmek-bindirmek için duran trenlerde satılır. O yıllarda Şire Pazarı’nın önde gelen tüccarları; Sülükoğlu Mahmut ağa, Yüklüoğlu Seyit Ağa, Ayabakanlar, Palancıoğulları ve Sütçüoğulları’dır.

 

II. Dünya Savaşının olanca şiddetiyle devam ettiği yıllarda, tüm Türkiye gibi Malatya’da da büyük ekonomik sıkıntılar yaşanır. Üstelik, halkın geçim kaynağı olan kayısı ağaçlarına, iki-üç yılda bir meydana gelen donlar önemli zararlar verir. Kayısı üreticileri arasında “Mart ayında açan çiçek çuvala girmez” sözü yaygınlaşır. 1941 yılında Malatya’da meydana gelen şiddetli bir dondan sonra, Kayısı İstasyonu’ndaki mühendisler kayısı üretim alanlarını bazen faytonla bazen de yaya dolaşarak seleksiyon yaparlar. Soğuktan zarar görmemiş ağaçlardan çoğaltılan fidanlar Kayısı İstasyonu bünyesinde kurulan “Don Seleksiyon Bahçesine”dikilir. Diğer  taraftan yurt içi ve yurt dışından getirtilen kayısı çeşitleri ile “Kayısı Koleksiyon Bahçesi” kurulur. Don seleksiyon bahçesinde bulunan 64/19 nolu ağaca “Şekerpare” ismi verilir. Koleksiyon bahçesinde “Bulgaristan Kayısısı” adında bir çeşide ise Ziraat Mühendisleri Günöven ve Kadıoğlu tarafından hazırlanan bir tutanakla “Alyanak” ismi verilir, bir süre sonra bu çeşide ait fidanlar İzmir’e gönderilir.

 

Malatya meyveciliğinde lokomotif görevini üstlenen Kayısı İstasyonu’nda meyve üretimi ve ıslah çalışmaları doruk noktasına çıkar. İsmet Elgin müdürlükten ayrılır, yerine atanan Rıdvan Bey’den sonra müdürlük görevine  Esat Ünsalan tayin edilir. Kuru kayısıdaki aşırı kükürt, bugün olduğu gibi  ihracatın ilk yıllarında bir sorun olarak ön plana çıkar. 1960’da Malatya Valiliği, Ticaret Bakanlığı ve İhracatçı Birliği’nin talebi üzerine Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Kemal Gökçe Malatya’ya gelir ve kükürtleme konusunda çalışmalar başlar. Gökçe’nin 1961-64 yılları arısında yaptığı çalışmalar “Malatya Kayısıları’nın Kükürtlenmeleri Üzerine Teknik Araştırmalar” isimli kitapta toplanır.

 

Bu dönemde bir lise öğrencisi olan Teoman Özbay’ın hayatında Kayısı İstasyonu’nun apayrı bir yeri vardı. Babası Ziraat Yüksek Mühendisi Bayram Özbay’dır. Prof. Dr. Ülkümen Hocanın öğrencisi olan Özbay, Ankara Yüksek Ziraat  Enstitüsü  ekolündendir. Kayısı  İstasyonu  ile  ilgili  birçok  anısı bulunan

                


oğul  Özbay  ile  yapılan  bir  söyleşide  “benim  Kayısı  İstasyonu ile ilgili birçok

anım var. Hangisini anlatayım size? Biz Kayısı İstasyonu’na ait lojmanda kaldığımız için birçok şeyden haberim olurdu. Mesela Kemal Gökçe çok şakacı, babacan bir insandı. İstasyonda kükürtleme konusunda yaptığı çalışmaları yakından takip ederdim... İdare ile işletme binaları arasındaki yolun iki tarafına dikilmiş ve tele alınmış yazlık elmalar vardı. Bu elmaların dalları birbirine aşılanarak kaynak yapılmıştı. Elma ağaçlarının görünüşü herkesin ilgisini çekerdi... İstasyonda mühendis olarak sadece Ruhi Kadıoğlu, Mustafa Geban ve Emel Argun vardı. Fakat arazide en az 200 işçi çalışırdı. Hakkı, Nevzat, Ali, Hacı ve Abbas Çavuşlar işçilerin başında durur, onların çalışmalarını kontrol ederlerdi... Hele Malatya’nın ilk mebuslarını faytonla Ankara’ya götüren İsmail Çavuşu (Tokatlı) unutmak mümkün mü? İsmail Çavuş, adeta kendini “Derviş” ve “Hasan” ismini taktığı bu hayvanlara adamıştı. Kadana adı verilen Macar kökenli bu İngiliz atları iri yarı ve gösterişli olmalarıyla tanınırdı. Kocaman toynakları, bacaklarından aşağı sarkan uzun tüyleri ile bu atlar gayet iri ve güzel hayvanlardı. Atlar faytona koşulup Fuzuli’den aşağıya doğru giderken  yoldakiler durup hayranlıkla bu atları seyrederdi..” şeklinde anlatmıştır.

 

1960’lı yılların hemen başında, kayısıda yine önemli değişimler yaşanır. O yıllara kadar tahta sandıklarda İstanbul’a gönderilen ve daha çok yurtiçine satılan kuru kayısının yurtdışına ihracatı gündeme gelir. Tüm olumsuzluklara rağmen, Malatya Kayısısı artık yurt dışına ihraç edilmektedir. İhracat merkezi ise İzmir’dir. Kendisine “Kayısı Kralı” unvanı da verilen Hasan Çuhacı ve Şirket Han’da bürosu olan Kemal Yakın ufak çapta da olsa Malatya’dan kuru kayısı ihraç etmektedir. Birkaç yıl öncesine kadar Mısır Çarşısı’nda bulunan Şire Pazarı için yine taşınma zamanı gelmiştir. Şire Pazarının yeni yeri, Mısır Çarşısı’nın yanında şimdiki Kapalı Hal binasının önüdür. Kuru kayısı üretimi ve ticaretinde meydana gelen artışlara bağlı olarak  kayısının Malatya ekonomisindeki önemi artar. Hasan Çuhacı, Kemal Yakın, Sıddık ve Abdullah Elmas, Ramazan Meral, Tahir ve Hüseyin Palancı, Mustafa Sütçüoğlu, Adil Kanat, Kırıcılar  ve Kostanoğlu Şire Pazarının ilk bakışta göze çarpan tüccarlardır. Kayısının ticari hacmi büyüdükçe yukarıdaki  isimlerin arasına yeni tüccarlar katılacaktır.

 

Yine 1960’lı yıllarda,  kendini Malatya meselelerine adayan, Avukat M. Hayrettin Abacı “Malatya Üniversitesi” hayalini gerçekleştirmek için dernek kurar ve gazete çıkarır. Malatya’nın en önemli gelir kaynağı olan kayısının para etmesi, daha iyi bir yere gelmesi için yazılar yazar. Abacı’nın en büyük özlemi Malatya’da bir “Kayısı Araştırma Enstitüsü”nün kurulmasıdır. Bu özlem gerçekleşmez ama o günden bugüne Malatya Kayısıcılığı’nda çok yol alınır.

 

Fakat bazı yıllar kayısı ağaçlarının geç donlardan oldukça fazla zarar görmesi, üreticiyi perişan eder. Bütün umudunu kayısıya bağlamış üretici uğradığı zarar ve ziyana bir tepki olarak kayısıya “verem ağacı” ismini takar. Bilhassa İzollu ve çevresinde yaygın olarak söylenen ve “sahibini verem eden ağaç” anlamındaki bu isim kayısı üreticisinin çaresizliğini dile getirir.

 

Yetmişli yıllara gelindiğinde Malatya’dan kuru kayısı ihracatı başlamış ve kayısının ekonomik önemi birkaç kat artmıştır artık. Daha ne istesin Malatyalı. “hele bir de şu manolya ve çil hastalıkları olmasa, ne iyi olur  diyecektir bir süre sonra.  Bu hastalıkların da çaresi bulunur. Çil konusunda Ankara Zirai Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Ünal Erkal, monilya konusunda ise Diyarbakır  Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Avni Babalık Malatya’da yaptıkları çalışmalarla bu hastalıklar kayısıda sorun olmaktan çıkar.

 

Kayısı para eder de Malatyalı bunu şenlik haline getirmez mi?  Yıl 1973... Malatya’da Cumhuriyetin kuruluşunun 50’nci yıldönümü kutlama hazırlıkları yapılmaktadır. Herkes hummalı bir çalışmanın içerisine girer. 50’nci Yıl Kutlamaları kapsamında Malatya’da bir Kayısı Şenliği yapılması gündeme gelir. Bu düşünce, o dönemin Malatya Belediye Başkanı Mehmet Kırçuval tarafından ortaya atılır. Her şeyin ayrıntılarıyla düşünüldüğü bir hazırlık yapılır ve kayısı meyveleri hasat edilirken Kayısı Şenlikleri de başlatılır. Birinci Kayısı Şenliği 1973’ün 13, 14, 15 Temmuz  günleri kutlanır. Kayısı Şenliğinin kutlama programında en iyi kayısı yarışması, Malatyalı genç kızlar arasında güzellik yarışması, vitrin yarışması, panayır yarışması, kimsesiz-fakir  çocukların sünnet ettirilmesi, folklor gösterileri, Mişmiş Gazetesinin çıkarılması  ve daha nice aktiviteler... Herkes coşkulu, duygu yüklü. İlklerin unutulmazlığı ve coşkusu I. Kayısı Şenliğinde fazlasıyla yaşanır. Ertesi yıl daha görkemli bir şenlik için hazırlıklara aylar öncesinden başlanır. Ancak şenliğin birinci gününe Kıbrıs Barış Harekatının denk gelmesi nedeniyle şenlikler yapılamaz. Ancak atılan maya tutmuştur. Daha sonraları fuara dönüşecek olan bu şenlikler kayısı için önemli bir başlangıçtır ve kayısı masalının içerisinde elbette yerini alacaktır. 

 

Sonra... Sonra zamanla çok şey değişecektir. Kuru kayısı Türkiye’nin önemli tarımsal ihraç ürünleri arasına girecektir. Malatya’da dağ taş kayısı bahçesi olacaktır. Yıllık kuru kayısı üretimi ve ihracatı yüz bin tonlara ulaşacak, kuru kayısı ihraç edilen ülke sayısı üç rakamlı sayıya yaklaşacaktır. Adına vakıf, araştırma merkezi, kooperatifler birliği kurulacak ve kitaplar yazılacaktır.

 

Yıllar geçip gidecektir. Ancak her yılın Temmuz ayında Kernek’de, Pınarbaşı’nda ve Mişmiş Park’da davullar çalınıp “Malatya Türküsü” söylenirken, en tepede Beydağı olup bitene şahitlik edecektir.

 

Hani derler ya.. Her kültürün bir hikayesi, bir öyküsü vardır. Varsın bu yazılanlar da Mişmiş’in ve Mişmişistan’ın öyküsü olsun...  

    

107    Yrd. Doç. Dr. Bayram Murat Asma               

108  Bu makaleye bilgi ve doküman desteği sağlayan Hacı Ali Abacı, M. Hayrettin Abacı, Abdulhadi Çekirdek, Şevket Elgin, Hanifi Hakverdi, Ruhi Kadıoğlu, Bayram Özbay, Teoman Özbay, Tarık Pektekin, Mustafa Sütçüoğlu, Edip Vaizoğlu, Bedri Yakıncı, Celal Yalvaç ve Kemal Zapçı’ya  ilgi ve yardımlarından dolayı teşekkür ederim. (Sıralama soyadların alfabetik sırasına göre yapılmıştır)

109  Hayri Ertem, 1974. Boğazköy Metinlerine Göre Hititler Devri Anadolu’sunun Florası. TTK Basımevi    

Sayfa: 64.  

110  Hacı Sadi Oğlu Mahmut Nedim Bey hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için yaptığımız araştırmalarda,  Malatya’da 1920’li yıllarda bu isimde bir kişinin nüfus kayıdına rastlanmamıştır. Söz konusu kişi o tarihlerde Malatya’nın ileri gelenlerinden Zapcızade Mahmut Nedim Bey olabilir.

111  Resmi kayıtlarda, o yıllarda her ne kadar  kuru kayısı ihracatı yapılmadığı ifade edilmekle birlikte, yaptığımız araştırmalar özellikle Suriye’den gelen bazı tüccarların Malatya’dan satın aldıkları kuru kayısıları beraberinde götürdükleri ve kuru kayısı ticareti yaptıkları tespit edilmiştir.

110  Hacı Sadi Oğlu Mahmut Nedim Bey hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için yaptığımız araştırmalarda,  Malatya’da 1920’li yıllarda bu isimde bir kişinin nüfus kayıdına rastlanmamıştır. Söz konusu kişi o tarihlerde Malatya’nın ileri gelenlerinden Zapcızade Mahmut Nedim Bey olabilir.

 

               

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/8/2007 - Alıntı

IYMETLİ DOSTUMUZ ,IYMETLİ DOSTUMUZ ,

PROF. DR. TURAN YAZGAN HOCAMIZIN TÜRK DÜNYASI TARİH KÜLTÜR DERGİSİ'NİN AĞUSTOS 2007-248. SAYISINDA ÇIKAN BAŞYAZISINI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTİYORUZ.


PROF. DR. TURAN YAZGAN HOCAMIZIN TÜRK DÜNYASI TARİH KÜLTÜR DERGİSİ'NİN AĞUSTOS 2007-248. SAYISINDA ÇIKAN BAŞYAZISINI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTİYORUZ.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/2/2007 -

Türk
Dünyası Türkçü Düşünce Hareketi

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 13/2/2007 - İBRETLİK BİR TARİHİ YAZI

TÜRKLEŞMEK YOLU(AVRAM GALANTİ)

 

            Tanzimat ,memleketteki gayri Müslim anâsıra müteaddit imtiyazlar verdikten başka en mühimi olan serbesti-i Lisan ile serbesti-i tedrisatı bahşetmiştir.Yani temini vahdet fikriyle yapılan bu Tanzimat,anâsırı mezkureyi dairei ahdete doğru celb değil,onların vahdet merkezinden suratle uzaklaşmalarına yaramıştır.

 

         İstanbul,Selanik,Sakız yüksek mekteplerinin yetiştirdikleri adamlar ile 1821 Yunan isyanının tertip edildiği malûmdur.Rusya,İngiltere ve Fransa’nın yardımıyla istiklâlini kazanmış olan Yunan Devleti,Yunan Darulfünununun gayret ve yardımıyla,eski Osmanlı İmparatorluğunda yaşamış olan ve o zamana kadar Yunanca bilmeyen Rumları”,Mektep” vasıtasıyla Yunanlılaştırılmağa teşebbüs etmiş ve muvaffak olmuştur.

 

         Rodos’ta iken bana eski yunanca Ders veren bir Rum muallimi,kendisinin ilk rum muallimi sıfatıyla Antalya’ya gittiği vakit,Antalya Rumlarının Rumca’dan kelime-i vâhide bilmediklerini,yalnız Türkçe konuştuklarını bana söyledi.Mütareke esnasında,aynı Antalya,doğrudan doğruya Kuvâyı Milliye’ye tabi iken Antalya ve civar Rumlarının Yunanistan menfaatine çalıştıkları görülmüştür.Takriben üç sene evvel yani İzmir’in istirdadından iki hafta evvel Rodos’a gittiğim vakit,orada bulunan bir Milaslı’dan şu garip  vakayı işittim:İngiltere ve İtalya’nın tasvibiyle  Yunan ordusu tarafından vukubulan İzmir işgalinin ferdası günü Milaslı bir Rum,Milaslı bir Türk’e hitaben şunu söylemiştir.:”Yunanlılar buraya gelecektir,”artık burası bizim olacaktır,siz de bizim hizmetçimiz olacaksınız.Yunan askerlerine vermek için şimdiden kurtuluş şerbetini hazırladım.”Bunu söyleyen Milaslı Rum,bundan altmış yetmiş sene evvel Yunancadan kelime-i vâhide bilmiyordu.Abdulhamit Devrinin son zamanlarında Rodos idadi mektebinde muallim iken,  muallimlerin tatil zamanlarında İstanbul’a gitmemeleri için “sudan” bir teftişat ihdas emişlerdi Cezayiri Bahri Sefid.Vilayeti Maarif müdüriyeti,Rodas ve Sakız sancaklarının mekatib teftişatını bana havale etti.İstanköy adasına vukubulan teftişatım esnasında bu adanın Rum mektebinde okunan kıraat kitaplarında memlekete karşı olan muhtelif muzır muhteviyat arasında “Türkiye’de bulunan Rumlar ,esir Yunanlılar ve bulundukları yerler de ,esir Yunanistan’dır.” Cümlesi de vardı.

 

         Bu vakayı zikretmekten maksat “Mektebin” çocuklarının kafasında neler yapmağa muktedir olduğunu göstermek içindir.

 

         Son iki asırdan beri gayri Müslim anâsırdan bazıları yüzünden ,memleket neler görmüş! İki de bir Hıristiyanların himayesi meselesi,Makamat-ı mübareke meselesi ve bunların sebebiyet verdikleri müdâhelatı ecnebiye ile harplerin neticesi bu memlekete pahalıya oturmuştur.Maskaralık ve rezalet devri olan mütareke esnasında bir de “siyasi hesap” meselesi icat ve ilk defa olarak İzmir’de tatbik edilmiştir.Bu hesapkta mantık değil, maskaralık” aramalı.Nefsi İzmir’de bile ekseriyae Türk olduğu halde,İtilaf devleleri İzmir’i Yunanistan’a vermek için İzmir Rum unsurunun adedini yüksek gösterdikten maada ,İzmir’de mütemekkin diğer anâsırı gayri müslime ile ecnebileri,Rumların adedinin yekununa zammeylemişlerdir.Bu hesaptan sonra yeni bir hesap daha yapmışlardır!.Nefsi İzmir’de sakin üç yüz bin kişinin yaşayabilmesi için eski Aydın Vilayetinden yedi yüz bin Türk nüfusunu havi araziyi  İzmir Rumlarına peş keş çekmişlerdir.

 

         Geçen sene Musul Meselesinin müzakeresine memur edilen İngiliz murahhası Sir Percy COx,eski Bahriye nezaretinde murahhaslarımız ile vuku bulan müzakereler esnasında ,Musul taraflarında bulunan on bin Nesturi’nin Türk idaresi altında bırakılamayacağını  açık açığa söylemiş olduğu herkesin hatıratındadır.Demek ki ne tarafa dönsek,her yer de memleketi sevmek için izhar edilmemiş anâsır görüyoruz.  Mübadele-i ahali bu meselenin  kısm-ı azamını halletmişse de tamamıyla halletmemiştir..Hükümeti Cum huriye,bu meseleyi pek güzel anladığı için,hududu milliye dahilinde kalan mevzuubahs anasırı”Türklük2 dairesine getirmek yani temessül etmek istiyor. (1)

 

(1) AVRAM GALANTİ”TÜRKLEŞMEK YOLU” “ATATÜRK DEVRİ FİKİR HAYATI” KÜLTÜR BAKANLIĞI 469,ATATÜRK /10                     HAZIRLAYANLAR                                                                                          MEHMET KAPLAN                                                                                                İNCİ ENGÜNÜN                                                                                               ,ZEYNEP KERMAN                                                                                          ,NECAT BİRİNCİ                                                                                         ,ABDULLAH UÇMAN S.543-556

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 7/2/2007 - Yabancı gözüyle

Yabancı gözüyle

26 Ocak 2007
Siyami Kahyaoğlu
skahyaoglu@hurriyet.com.tr
"2005 yılında ilan edilen Pardus, Gentoo tabanlı bir işletim sistemiydi. TÜBİTAK bünyesinde çok küçük çekirdek bir kadroyla dağıtım hazırlanmaya başlandı. 2005 yılındaki ilk dağıtım hepimizden ciddi tenkitler aldı. Ancak bu tenkitler genellikle gurupların şevke ve hevesini kırarken, Pardus dağıtım gurubu tam aksine bu tenkitlerden güç alarak strateji değiştirdi.

Artık Pardus’un iki ana yapısı var: Çalışan (Live) CD ve kurulan (Installation) CD. Burada çalışan model, özellikle bilgisayarlarında başka işletim sistemleri yüklü olup da deneme yapmak isteyenler için ideal. Sistem bu yolla direkt CD’den çalıştığı için, mevcut yapınızda herhangi bir değişikliğe yol açmadan denemeler yapabiliyor, kullanabiliyorsunuz.

Pardus 2007 de bir çok yenilik var ve bu yenilikler oldukça etkileyici. Pardus 2007 artık KDE merkezli bir dağıtım. Ayrıca PiSi isimli Pardus’a özel paket uygulama aracı, Çomar isimli konfigürasyon aracı, açılış (boot) sürecini çok uygun seviyelerde tutmayı başaran Müdür adlı uygulama bu yeniliklerden bazıları.

Masaüstünü düzenlemek için de yeni yapılar geliştirilmiş. Bunlarda biri Kaptan adını taşıyor. Tasma sayesinde de masaüstünüzü kendi zevkinize ve taleplerinize göre düzenleyebiliyorsunuz.

Firefox, Amarok, Media Player, GIMP ve OpenOffice yazılımlarının tamamının Türkçe sürümleri Pardus dağıtımıyla birlikte geliyor.Ayrıca Türkçe heceleme ve yazım kılavuzu Zemberek de pakete dahil (ki geçen yazımda bunu 2006’nın ürünü olarak seçmiştim). Pardus’ta bir masaüstü çalışma ortamı için ihtiyaç duyabileceğinizden çok daha fazlası var.

Hatta Pardus o kadar başarılı ki, Hollanda da Pardus kullanıcı gurubu bile var (http://worldforum.pardus-linux.nl). Eğer kullanıcı sayısı artarsa uzun ömürlü ve çok başarılı olması mümkün."

Bunlar benim yazdığım şeyler değil. Sizlere DistroWatch sitesi yazarının çok hoşuma giden Pardus incelemesini elimden geldiğince tercüme ederek aktarmaya çalıştım. Yazının orjinalini http://distrowatch.com/weekly.php?issue=20070115 adresinde bulabilirsiniz. İngilizce bilenlere tavsiyem, baştan sona okumaları ve masaüstünde hiçbir şeyin, hiç kimsenin alternatifsiz olmadığını görmeleri. Yeter ki üretelim, üretenlerimize sahip çıkalım. Bravo TÜBİTAK, bravo Erkan Tekman ve arkadaşları.

Bu arada 2006 yılında alternatifsizliği reddeden bazı kurumlara göz atacak olursak:

1- Temmuz 2006’dan itibaren Tüm IBM çalışanları masaüstünde Red Hat Linux kullanmaya başladılar.

2- Chicago şehri tüm uygulamalarını Red Hat Linux’a taşıdı

3- Üzerinde birçok spekülasyon yapılan Münih, Debian Linux’u seçti.

4- Hindistan’ın Kerala Eyalati Eğitim bölümü 12 bin 500 okulunda Linux’a geçti (Milli Eğitim Bakanlığımıza ithaf olunur).

5- Güney Kore Hükümeti 120 bin kullanıcısını daha Linux’a çevirdi.

6- Dell, Linux yüklü fiyatı ucuzlatılmış PC satışına başladı (darısı Türkiye’nin başına).

7- Venezuela açık kaynak yazılım kullanma kararı verdi. Böylece Uzak Doğu ve Güney Amerika’da açık kaynak yazılım desteklemeyen devlet hemen hemen kalmadı.

8- Türk Silahlı Kuvvetleri en önemli ağ yapılarından birisi olan ASAL da gerek masaüstü, gerekse sunucu platformunda Linux’u seçti.
 
Yorumlarınızı Yazınız
Bu haber hakkında henüz yorum yok
<****** language=JavaScript> var DOL_Reklam_RND=String(Math.random()).substr(2,10); document.write ('<\/scrip' + 't>'); <****** language=JavaScript src="http://Ad.e-kolay.net/getad.a2?target=hurriyet_eyasam_300x250&DOL_chache=2969829572">
E-Yaşam Haberleri
 İnternet salona ve cebe giriyor
 Samsung ve Logitech’e ödül üstüne ödül
 Sun’dan Solaris 10 için göz kamaştırıcı yenilikler
 Teknoloji hastanelerin kuyruğunu koparıyor
 Hiçbir şey alacağım yokken pazar vakti teknolojim geldi
 Evcil hayvan fotoğrafı çekmenin püf noktaları
 Tatil günleri geldi şimdi oyun zamanı
 Bilgisayar hamurlu ele de yakışır
 E.yaşam okur gündemi
 Yabancı gözüyle
   Bu bir reklamdır. 
Satılık İmarlı - Ticari
Ankara / Ergazi
8.500.000 USD
ERGAZİDE SATILIK 20.000m2 TİCARİ ARSA
 ADnet Reklamları Bu bir reklamdır.
<****** language=********** src="http://adonline.e-kolay.net/adnetobject11.asp?target=hurriyet_eyasam&PID=3&c=v&g=h&ks=2">
Bu Alana Reklam Verebilirsiniz!
Bu alanda reklamınızın yayınlanmasını istiyorsanız hemen tıklayınız!
http://www.hurriyet.com.tr/e-yasam/5834215.asp?gid=54
<****** src="http://sayac.hurriyet.com.tr/ReadCountOfNews.aspx?ID=5834215" width=0 height=0>
© Copyright 2006 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com
<****** language=JavaScript>var DOL_UV_RND=String(Math.random()).substr(2,10);document.write ('<****** src="http://medya.e-kolay.net/uv.asp?param=2&DOL_chache=' + DOL_UV_RND+ ' " width=0 height=0><\/******>'); <****** src="http://medya.e-kolay.net/uv.asp?param=2&DOL_chache=3028411066 " width=0 height=0>
<****** src="/_includes/swfyukle.js" type=text/**********>

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 7/2/2007 -

http://cekirdek.uludag.org.tr/~

Pardus: Geçen Bir Yılın Ardından

Geçen yıl yaklaşık bu zamanlar, Pardus 1.0'ın duyurulmasının ardından geçen bir ayda neler olduğuna dair bir yazı yazmışım. Yazıya göz atarken gördüğüm rakamları bu gün kontrol ettiğimde:

Rakamlardaki farkı görünce geçen bir yıllık süreçte neler olmuş daha ciddi bir şekilde inceleyeyim dedim. İlk önce rasgele bakınırken yavaş yavaş çeşitli kaynaklardan istatistikler derlemeye başladığımı fark ettim. Ardından bu işi merak eden başkalarının da göz atabileceği şekilde, derli toplu yapmaya karar verdim. Neredeyse tüm veriler son 12 aylık dönem olan Aralık 2005 - Kasım 2006 tarihleri arasından (ve isterseniz sizin de ulaşabileceğiniz herkese açık kaynaklardan). Bir yıl önce çıkan ilk kararlı Pardus sürümü sıfırdan ayağa kalkmıştı, şimdi ise ciddi bir kitlenin beklentileri tarafından muhakeme edilecek. Genel Pardus farkındalığındaki yükselişin henüz ilk adımlarını atan bir dağıtım projesi için beraberinde getirdiği riskleri göz ardı etmemek gerekli elbette. Bunu hem büyük bir fırsat, hem de büyük bir sorumluluk olarak görüyorum. Her neyse. İşte çeşitli rakamlar ve yorumlarım.

Her dağıtım projesinin olduğu gibi Pardus'un da belkemiğini oluşturan geliştiricilerimiz ile başlayalım. Geliştirici derken Pardus depolarına erişim yetkisi olan yani Pardus için kod yazan, grafik yapan, hataları kapatan, web sayfalarını güncelleyen, kısaca bu işin yürümesini sağlayan kişilerden bahsediyorum. Son bir yıldaki Pardus geliştiricisi sayısı değişimi aşağıdaki gibi olmuş:

Belirtmekte fayda var, yukarıdaki grafikte son bir yıl içerisinde artış trendi ortaya koyan geliştirici sayısının, son aylarda aniden bir yıl önceki değerine düşmesinin nedeni uzun süredir kullanılmayan geliştirici hesaplarının silinmesinden ibaret. Gönül isterdi ki Pardus'u duyurmak için çaba harcayan, bağlantı veren, neler döndüğünü anlamaya çalışan, çeviri yapan, eleştiren, test eden, kritik eden, pardus-wiki'de makale üreten, forumlarda yanıt yazan, arkadaşının bilgisayarına kuran kişilerin de sayılarına ulaşabilmek mümkün olsa idi; ne yazık ki onlar yine istatistiklerde görünmeyecekler (öte yandan hemen aklıma gelen teknoseyir.com, nahnu.org, teknoist.com, inndir.com, pardus-linux.org, pardus-tt.org, pardusdepo.com, pardus-oyun.org, pardus-dergi.org gibi kişi ve oluşumlara ve aklıma şu anda gelmeyen diğerlerine desteklerinden ötürü teşekkür etmek istiyorum).

Geliştiricilerin geliştirme yaptıkları mecralardan en önemlisi, PiSi, ÇOMAR, YALI, gibi özgün yazılım projelerinin kaynak kodlarının yanında, ikon, masaüstü duvar kağıdı, Pardus web sitesi, Pardus sunumları gibi materyallerin de tutulduğu Uludag deposu. Aşağıdaki histogram, son bir yılda Uludag deposuna Pardus geliştiricileri tarafından yapılan gönderimlerin aylara göre değişimini gösteriyor:

Geliştiricilerin bir diğer önemli geliştirme mecrası da hiç şüphesiz, paket depoları. Paket depolarındaki paket sayısı, kullanıcıları bir dağıtım ile ilglili en çok ilgilendiren noktalardan birisi. İşte bir yıl öncesinden bu yana aylara göre Pardus devel deposundaki paket sayıları (paket sayısın 1.0 kararlı sürümünden bu yana ikiye katlanmış durumda):

Geliştirici demişken, Pardus geliştiricilerinin kendi aralarındaki iletişimleri için kullandıkları, arşivleri açık olan ve gelişmeleri takip etmek isteyenlerin üye olabildiği bir e-posta listesi mevcut. Bu e-posta listesi, geliştirme odaklı problem ve önerilerin tartışıldığı, ortak kararların alındığı bir liste. Son bir yılda Pardus Geliştirici listesine gelen e-postaların aylık değişimi aşağıdaki gibi olmuş:

27 kişilik Pardus Geliştiricileri e-posta listesi bu durumda iken, 2700 kişilik Pardus Kullanıcıları e-posta listesinden bahsetmemek olmaz. Son bir yılda Pardus Kullanıcıları e-posta listesinde neler olduğunu gösteren grafik şöyle (bu e-posta listesi Şubat ayında hizmete girmişti):

Görüldüğü üzere geliştiricilerin Kasım ayındaki sessizliğinden fırsat bulan sevgili kullanıcılarımız 1600'ün üzerinde mesaj ile listeyi şenlendirmişler. Bir sonraki grafik, geliştiriciler ile kullanıcıların buluştuğu hata takip sistemi ile ilgili. Çoğunuzun bildiği gibi hata takip sistemleri yazılım projelerinin can damarları gibidirler. Kullanıcılar ya da geliştiricilerin raporladığı hatalar geliştiriciler tarafından düzeltilir ya da reddedilir. Aşağıdaki grafikteki kolonlar sırası ile, aylara göre yapılan hata raporu sayısı, düzeltilerek kapatılan hata raporu sayısı ve reddedilerek kapatılan hata raporu sayısını göstermektedir.

Kasım ayında gelen hata raporları Pardus Kullanıcıları listesindeki hareketliliği ve Pardus Geliştirici listesindeki suskunluğu pek güzel açıklıyor diye düşünenler çıkabilir. Bilemiyorum. Grafikler incelendiğinde, geliştiriciler tarafından Uludag deposuna yapılan gönderimler ile hata raporları miktarı arasında bir bağlantı olduğunu fark etmek pek de şaşırtıcı olmasa gerek.

Şu ana kadar Pardus'un tanıtımı için ciddi bir kampanya gerçekleşmedi. Evet, Pardus çeşitli basın organları tarafından gündeme getirildi, fakat yine de asıl Pardus tanıtımı, Ali Işıngör'ün kullanıcılarımızdan ve destekçilerimizden rica ettiği gibi profesyonel bir çabadan ziyade gönüllülerin viral olarak Pardus'u duyurması, dilden dile taşıması şeklinde gerçekleşti. Aşağıdaki grafik Pardus'un ulusal basında son bir yılda kaç kez yer aldığını gösteriyor (bu grafik gazetelerde bir şekilde yer alan minicik küpürleri de, iki sayfalık yazı dizilerini de kapsadığı gibi, sayıların gerçek değerlerden biraz daha küçük olma ihtimali de var)(önceki parantez içinde yazanlar da belki şu güne kadarki basın ilişkilerimizdeki başarısızlığımızın bir sonucu olarak yorumlanabilir):

Bir sonraki grafik de son bir yılda arama motorlarına "Pardus" yazarak http://www.pardus.org.tr adresine ulaşan kişi sayısını gösteriyor:

Yukarıdaki grafikten arama motorlarından gelen insan sayısının son zamanlarda azaldığı görülüyor. Bununla beraber http://www.pardus.org.tr adresinin aldığı isteklerde aynı oranda bir düşüşten bahsetmek söz konusu değil. Yürütülecek gönüllü, viral bir reklam kampanyası ile web sitesine giren insan sayısının yakaladığı yükseliş trendini sürdüreceğini tahmin ediyorum. İşte aylara göre Pardus web sitesine yapılan isteklerin sayısı:

Peki. Bir de Google Trends verilerine göre Türkiye'den yapılan aramalarda Pardus'un diğer dağıtımlara göre durumunun 2005 ve 2006 yılında nasıl değiştiğine bir baksak ne görürdük? Google Trends hala geliştirme aşamasında bir uygulama olduğu için verilerine çok fazla güvenmek doğru olmaz. Debian, Ubuntu ve Fedora seçmemde özel bir neden yok. Sadece kullanıcı sayısı itibarı ile onların aramalar içerisinde daha fazla yer alacağını düşündüm.

İlk grafik 2005 yılında Pardus, Debian, Ubuntu ve Fedora kelimelerin aramalarda geçiş sıklığını gösteriyor. Pardus'un ilk Çalışan CD'si ile yakaladığı yükseliş trendi fazla uzun sürmemiş olsa da Kurulan CD'nin çıkmasına doğru aramalar ciddi bir zirve yapmış ve Pardus yılı diğerlerinin önünde bitirmiş (okurlar cümlelerimden bir at yarışı tadı yakalasın istemem, zira amacım kesinlikle Google aramalarının miktarına bakarak dağıtım yarıştırmak değil):

2005 yılında Türkiye'den yapılan aramalarda Pardus'un, Debian ve Fedora'nın ziyadesiyle gerisinde olduğu açıkça görünüyor. Fakat Kurulan CD'nin çıkışı ile 2006'ya giren Pardus aramaları yıl boyunca diğerlerinin üzerinde, ya da çok yakınında seyrediyor:

Bu noktada bu konuda ne düşündüğümü yazayım: Bu verilerdeki Debian, Ubuntu ve Fedora kullanıcıları zaten bizden. O insanları Pardus kullanmaya ikna etmek gibi bir niyetimiz yok, onlar doğru yolu bulmuşlar. Zaten grafikteklerdeki mavi Pardus çizgisinin o dağıtımlardan değil başka bir yerden gelen kullanıcılar olduğunu düşünüyorum. Bu noktada ben %100 yanılıyor olsam bile, daha önce ortada olmayan, yeni birilerinin işin içine giriyor olduğu aşikâr. Zaten Pardus'un en heyecanlı yeri de bu bence.

Tamam, ben objektif bir insan filan değilim, özgür yazılıma gönül vermiş, onun getireceklerine inanan birisi olarak, olamam da. Fakat şu anda hakikaten çok objektif bir zihin mevkisindeyim ve o halim ile yazıyorum şu paragrafı: Doğruları ile, yanlışları ile Pardus Türkiye'de özgür yazılım ile tanışıklığın lokomotifliğini yapıyor (bkz: Gölcük Açık Kaynak Kodlu Yazılımlar Sempozyumu (!)). Buna çok kişinin itiraz edeceğini düşünmüyorum (itiraz edenler Basında Pardus sayfalarına baksınlar, yazılanların doğruluğundan değil, "yazılmış olmasından", "duyulmuş olmasından" bahsedelim şimdilik; pratik bir örnek, daha bu akşam TRT2'de Pardus ile ilgili bir program varmış, izleyemediğim için bilemiyorum içeriğini). Ben bu açıdan baktığımda "Hele bir gelsinler, kimin nasıl paylaşacağı kalsın geriye" diyorum kendi kendime ;) Pardus'un başarısının Debian'a da, Fedora'ya da, Ubuntu'ya da, diğer özgür yazılım projelerine de faydalı olacağını görmek zor değil. Beni Pardus ile ilgili en çok heyecanlandıran şey de tam olarak bu.


Pardus isminin artık Türkiye'de ciddi bir kitlenin kulağına çalındığını, Pardus'un hatırı sayılır bir kullanıcı kitlesinin bilgisayarlarına girdiğini düşünüyorum, görüyorum. Henüz ikinci kararlı sürümünü çıkartmaya hazırlanan bir proje için bunu bir başarı olarak görmekte, bence bir sakınca yok.

Grafiklere göz gezdirirken ulusal basının desteği ve geliştirici sayımızın dışındaki neredeyse tüm istatistiklerin bir yükseliş trendi yakaladığını gördüm. Bu trendin ulusal basını ve geliştirici adaylarını da etkilemesini dilerim.

Pardus ile ilgili tartışılabilecek bir çok konuda muhakkak "daha iyisi" yapılabilirdi. Acemilikten, deneyimsizlikten dolayı çeşitli hataların yapılmadığını iddia etmek doğru olmaz; zaten kimse "bilgi ve deneyim sahibi olmak ve üretmek için bir geliştirici/katkıcı/kullanıcı ortamı oluşturacağız, bunu yaparken de hiç hata yapmayacağız, yanlış anlamayacağız, yanlış anlaşılmayacağız" demedi. Bununla beraber, bireysel hatalar dışında geldiğimiz güne kadar Pardus projesinde ciddi, kalıcı bir hata yapıldığını düşünmüyorum. Pardus'un ilk günden bu yana değişmemiş olan amacının tutarlılığı ile şu anda gelmekte olan dalganın üzerinde durmayı başaracağına, bunu herkesin yararına kullanabileceğine ve bu başarının tüm camiaya mâl olacağına inanıyorum. 27 Kasım 2006, Pazartesi @ 07:43

<****** src="http://www.google-analytics.com/urchin.js" type=text/**********> <****** type=text/**********> _uacct = "UA-420484-2"; urchinTracker(); meren/blog/?file=Gecen-Bir-Yilin-Ardindan.txt

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/12/2006 - BİZİM PARDUS

nokta Pardus Nedir?

Pardus, TÜBİTAK-UEKAE (Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü) bünyesinde yürütülen bir işletim sistemi geliştirme projesidir. Pardus açık kaynak kodlu ve GPL (GNU Genel Kamu Lisansı) ile dağıtılan bir özgür yazılımdır.

Özgür yazılımlar kullanıcılarına diledikleri gibi çalıştırma, çoğaltma, inceleme ve değiştirme, ve yeniden dağıtma özgürlüklerini koşulsuz olarak verirler. Bu özgürlükler sayesinde kapalı kodlu ve sahipli yazılımlara göre daha fazla güvenlik, esneklik ve tasarruf sağlarlar.

Pardus 2007, proje kapsamında 18 Aralık 2006 tarihinde yayımlanan işletim sistemi sürümüdür. Tek bir CD ile kısa sürede ve kolayca işletim sistemi ve çok sayıda yazılım paketi sisteme kurulur, hızla ve kolayca üretken hale gelinir.

Pardus kullanmak için nedenleri merak ediyorsanız burada bazı yanıtlar bulabilirsiniz. Pardus 2007'nin size neler sağlayacağını görmek için bu sayfadaki ekran görüntüsü ve videolara göz atabiliriniz.


nokta Pardus 2007

Pardus 2007 yayımlandı! indirin

nokta Pardus 2007'de Değişenler

nokta Kolay kurulum // Pardus 1.0'dan sonra hayli yeteneklenen YALI ve Kaptan Masaüstü sayesinde Pardus 2007'yi kurmak çok daha kolay.

nokta Yeni ve güncel yazılımlar // Kurulum CD'si ile 641 yazılım paketi geliyor, 1000'i aşkın diğerleri de internetten indirileblir durumda. Pardus 1.0'dan bu yana 700'ü aşkın yeni yazılım Pardus paket deposunda yerini aldı...

nokta Küçük paketler, hızlı güncelleme // Pardus paket yöneticisi PiSi'de yapılan geliştirmelerle yazılımlar artık çok daha az yer kaplayıp, internet üzerinden çok daha hızlı indirilebiliyorlar...

nokta Paket yöneticisi // PiSi'nin kullanışlı ve sevimli grafik arayüzü kullanılarak yazılımların güncelleme ve kurulum süreçleri de büyük ölçüde kolaylaştı.....

nokta Hızlı açılış // Pardus yapılandırma çerçevesi ÇOMAR kullanılarak geliştirilen açılış sistemi sayesinde diğer işletim sistemlerine göre çok daha hızlı açılıyor....

nokta Hata düzeltmeleri // Pardus 1.0'dan bu yana 1700'e yakın hata giderildi...

nokta Diğer iyileştirmeler // USB belleklerden başlatılabilme, çok dilli kurulum desteği (Türkçe, İngilizce, İspanyolca, Almanca, Hollandaca), yeni ağ yöneticisi, Tulliana simge setine eklenen yeni semboller, ...

nokta Ve değişmeyenler

nokta Pardus, her zaman olduğu gibi tüm masaüstünde Türkçe yazım denetimi, internet araçları, ofis yazılımları, çokluortam (resim, müzik, video vb) oynatıcıları, oyunlar ve sayısız yazılım ile kullanıcılarının tüm gereksinimlerini karşılayacak tek bir CD olarak geliyor...

nokta Pardus Haberleri
nokta 11 Aralık 2006 // Pardus 2007'nin korsana, yüksek lisans bedellerine ve teknolojik bağımlılığa karşı durabilmesi için olabildiğince geniş kitlelere ulaşması gerekli. İnternette özgürlüğün sesi olan ve düşünceyi özgürce paylaşan 1600 blog sitesi, yani Blog Kardeşliği, bu gereği gördü ve Pardus 2007 için bizimle el ele verdi.

Pardus... Özgürlük İçin...

nokta 23 Kasım 2006 // Pardus'un tanıtımına katkıda bulunmak isteyenler için Pardus 2007 afiş ve düğmeleri yayınlandı. Sitenizde, blogunuzda yayınlamak için siz de hazır kodlarımızdan yararlanabilirsiniz.

nokta Pardus Şehrinizde

nokta 21-23 Aralık 2006 // Pardus geliştiricileri XI. Türkiye'de İnternet konferansında Pardus projesini ve 2007 sürümünün getireceği yenilikleri anlatan bir dizi seminer veriyorlar. Ankara'da TOBB Ekonomi ve Ticaret Üniversitesi'nde gerçekleşecek olan konferans kayıt olacak dinleyicilere açık.

nokta 08-09 Aralık 2006 // Pardus geliştiricileri Adana Linux Seminerleri kapsamında Pardus projesini ve 2007 sürümünün getireceği yenilikleri anlatan bir dizi seminer veriyorlar. Katılım için ön kayıt bulunmaktadır.

nokta 07 Aralık 2006 // Uluslararası Silahlı Kuvvetler Muhabere ve Elektronik Derneği Türkiye Şubesi AFCEA Türkiye tarafından Ankara'da düzenlenen konferansta Pardus tanıtılıyor. Konferans, TÜBİTAK Feza Gürsey Salonu'nda, saat 18:45'te.

nokta 01-02 Kasım 2006 // Pardus geliştiricileri 1 Kasım'da İstanbul Teknik Üniversitesi'nde 2 Kasım'da Sabancı Üniversitesi'nde iki seminer veriyorlar. Ayrıntılar buradan öğrenilebilir.

nokta 30 Kasım-03 Aralık 2006 // Pardus'un potansiyel çözüm ortakları ile birlikte hazırladığı ve özellikle sunucu donanım ve yazılımlarını kapsayan gösterim sistemleri CorpTech fuarında, CNR Expo Fuar Merkezi Salon 1'de kurumsal müşterilere ve geliştiricilere sunuluyor.

Bu web sitesinde bulunan bilgi ve belgelerin, kaynak gösterilmek koşulu ile kullanılması serbesttir.
Pardus markası ve logotipi TÜBİTAK'ın tescilli markasıdır. Kullanım koşulları için Yasal Uyarı bölümünü inceleyiniz.
Bilgi ve önerileriniz için bilgi at pardus.org.tr TÜBİTAK - UEKAE, PK.74 41470, Gebze / Kocaeli.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/12/2006 -

Yerli mallarımız

Her göğüsteki derde her gün bir elem katan

Yabancı süslerini benliğimizden attık.

Bugün kalplerimizde aynı emelle atan

Aynı kandan hız alan bir heyecan yarattık

Tübitak’ la,Uludağ’la bir Pardus yarattık

Bundan böyle Pardus kurulacak bilgisayarımıza

Dahası Türk Milleti artık batıya mahkûm olmayacak

 

 

Her nefes alışta kalbimizi kanatan

Garbın ipeklerini başlarına fırlattık

Madem ki her şeyi ile yeniden doğdu vatan

Milli benliğimize onlar giremez artık

Madem ki ,Pardus’umuz var bundan böyle

Pardus kullanacak bütün Türkler

Dahası Türk Milleti artık batıya mahkûm olmayacak

 

Her gönüldeki yası eritecek

Kanayan her göğüste bir gül açacak

Başka bir renk sinecek  yoğumuza,varımıza

Bundan böyle Pardus kurulacak bilgisayarımıza

Her an ağlayan göz yaşını kurutacak

Her gün Türk’ün parası dışarıya gitmeyecek

Dahası Türk Milleti artık batıya mahkûm olmayacak

Niçin Türk’ün evladı daha üstün tutacak?

Elin kumaşlarını yerli mallarımıza

Niçin Türk’ün evladı daha üstün tutacak?

Elin Windovs’unu Türk malı Pardus’umuza

Bundan sonra Pardus okunacaktır ağlar ağında

Türkler Pardus kullanacaktır Bilgisayar  çağında

Dahası Türk Milleti artık batıya mahkûm olmayacak

 

 İşletim sistemi yapamaz Türkler diye yırtınsın batılılar

Artık Türk’ün de kendine ait bir İşletim sistemi var.

Bizi tutuştururken Türk Milletinin dertleri

Niçin kendisi üretmesin Türk gençleri

Bunca Türk genci işsizken Türk malı kullanmasın Türk Milleti

Kaldıralım şu Windovs denen illeti,sömürdüğü yeter bu milleti

Dahası Türk gençleri  artık batıda işçi olmayacak

Yerli mal,yerli üretim,yerli üretim Türk’e  iş demektir

Yabancı mal,yabancı tahakkümü,yabancı zilleti demektir

Yabancı mal kullanmak esarete köleliğe evet demektir

Ezilmek ,sömürülmek,boyun eğmek istemiyorsan

Türk malı kullan,işsiz kalmasın gençlerimiz

Yerli malı kullanmak,Türk’e iş Türk’e aş demektir

 Dahası Türk Milletinin artık batıya mahkûm olmaması demektir.Aliseydi OĞUZTÜRK

www.pardus.og.tr

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/12/2006 - pardus 2007 hazır

Yerli mallarımız

Her göğüsteki derde her gün bir elem katan

Yabancı süslerini benliğimizden attık.

Bugün kalplerimizde aynı emelle atan

Aynı kandan hız alan bir heyecan yarattık

Tübitak’ la,Uludağ’la bir Pardus yarattık

Bundan böyle Pardus kurulacak bilgisayarımıza

Dahası Türk Milleti artık batıya mahkûm olmayacak

 

 

Her nefes alışta kalbimizi kanatan

Garbın ipeklerini başlarına fırlattık

Madem ki her şeyi ile yeniden doğdu vatan

Milli benliğimize onlar giremez artık

Madem ki ,Pardus’umuz var bundan böyle

Pardus kullanacak bütün Türkler

Dahası Türk Milleti artık batıya mahkûm olmayacak

 

Her gönüldeki yası eritecek

Kanayan her göğüste bir gül açacak

Başka bir renk sinecek  yoğumuza,varımıza

Bundan böyle Pardus kurulacak bilgisayarımıza

Her an ağlayan göz yaşını kurutacak

Her gün Türk’ün parası dışarıya gitmeyecek

Dahası Türk Milleti artık batıya mahkûm olmayacak

Niçin Türk’ün evladı daha üstün tutacak?

Elin kumaşlarını yerli mallarımıza

Niçin Türk’ün evladı daha üstün tutacak?